üyelik formu
Yönetim Kurulu Eski Başkanlarımız Gaziantep Rehberi Gaziantepliler Federasyonu Basında Gaziantep İletişim
2023 Yılı Gaziantep Raporu
Alleben Dergisi
Burslar
Yemek Şenliği
Etkinliklerimiz
2009 Balosu
Geleneksel iftar yemeğimiz
-------------------------------------
29 Ağustos Pazar günü Kaşıbeyaz Restauran'tta...
Bilgi için dernek Tel: 0212 356 63 86

    Başkan

ANTEP'İN GİRİŞİMCİLİK RUHU


 
Bir süredir Osman Arolat’ la Antep ekonomisini araştırıyoruz. Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer’in verdiği bir eser vardı ki, bulguları dudakları uçuklatacak cinsten. Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Leslei Pierce’ nin 1540-1 yılındaki yargı kayıtlarından hareketle, Antep’in - o tarihteki adıyla Ayntab - toplumsal çözümlenmesini “Ahlak Oyunları” başlığıyla (Tarih Vakfı yayını) 576 sayfaya yayarak, çok geniş bir biçimde yapıyor. Ana bulguları paylaşmak isterim.
 
 
Ayıntab, 16. yy.’da güçlü ve görkemli değilse de, bölge ölçeğinde kozmopolit bir merkezdi. Ayıntab, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye arasındaki bölgeyi meydana getiren iktisadi, kültürel, yönetimsel ve hatta suç da olabilen içinde çeşitli ağların önemli bir bağlantı olarak işlev görüyordu. Ayıntab bir alım-satım merkeziydi, bununla birlikte oldukça büyük bir göçebe ve aşiret nüfusunu geçindirmede deneyimliydi. Ayıntab’ın dik kafalı denecek denli başına buyruk ve kendi kendine yeterli bir yer olduğunu söylemek, büyük bir olasılıkla ileri gitmek olmayacaktır.

1540-1 yılının Ayıntab açısından üç belirleyici özelliği var; Bunlar; varsıllığın artması, Ayıntab Mahkemesi’nin o yıl imparatorluk yargı dizgisiyle birden bire hızla bütünleşmesi ve İmparatorluğun baş kenti İstanbul’da bir hukuk reformu izlencesinin kaleme alınıyor olmasıdır.

Ayıntab’ın tarihi, kimisi Kuzey Anadolu’da kimisi Güney Halep, Şam yada Kahire‘de, daha ender olarak da doğuda oturmuş, art arda gelen emirlerin ve emirlik taşıyanların tarihidir. Kent Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Suriye arasında, adına tampon kuşak diyebileceğimiz, gerek askeri gerek iktisadi bakımdan stratejik önemde bir bölgede bulunuyordu. Ayıntab’ın yazgısı, Osmanlı İmparatorluğunun İstanbul ve Kahire’den sonra üçüncü büyük kenti Halep’e önemli ölçüde bağlıydı; ancak Ayıntab bu büyük kentin art bölgesinde yalnızca ikinci bir varlık olarak yetinmedi. Onunda kendi art bölgesi vardı ve bu görece kentselleşmiş bölgenin birkaç kentini birbirine bağlayan ağ örgüsünde önemli bir kavşak noktasıydı. Bir başka deyişle; Ayıntab yöresinin seçkin kent merkezlerinden biriydi. Ayıntab kentinin bölgeyle ilişkisi bakımından kozmopolit sayılabileceği düşünülüyor. Kent Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Suriye’yi baştanbaşa kaplayan bir kentler ağına sahipti. Eğer Ayıntab ele geçirilme sonrasındaki yıllarda Osmanlı tasarımı açısından değer taşıdıysa bu değişmez bir bölge merkezi olması ve bölgesel iletişim ağında önemli bir kavşak olması yüzündendi. Haberleşme Kolluk güçlerinin ve yürütme ağlarının Osmanlı dönemi öncesine gittiği unutulmamalı. Ayıntab daha İ. Ö 2000 yılları denli erken dönemde bölge içi ulaşım bağlantılarını kurmuş bir bölgede yer alan kadim bir kentti. Osmanlı’nın yaptığı, yalnızca bu yaklaşımı güçlendirmek ve ondan yararlanmaktı. Bölgesel iş birliği geleneğine sahip Ayıntab için yeni olan, imparatorluğun kıyısı yerine ortasında yer almaktı.

1534-6 İran Seferi’nin başlıca sonuçlarından biri, Güneydoğu Anadolu kentleri Ayıntab, bire Ruha ve Amid’den geçen ticaret ve haberleşme yollarının güvenliğinin artmasıydı. Alışverişin bir bölümü İran’a yönelikti. Bir bölümü ise Mezopotamya’yı aşarak Bağdat’a ulaşıyordu. Ayıntab bu büyüyen dünyayla ne ölçüde bütünleşti? Mahkeme tutanakları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya Bağday ve İran’a bağlayan ticaret yollarına Ayıntab’ın ilgisi konusunda kanıtlar sağlıyor. Makkene tutanaklarının gösterdiğine göre, ta Şan ve Mısır denli uzaklarda kumaşlar, kentin önde gelen tüccarları ve devlet görevlileri arasında satıldığı gibi, kentli tüccarlar ile köy muhtarları arasında alınıp satılıyordu. Aynı biçimdeki Ayıntab’daki toparlanma da, F. Braudel’in gözlediği ve bazı araştırmacıların Osmanlı ülkesi için doğruladığı üzere, 1520-1580 arasında Akdeniz’in bütününde görülen genel büyümeyle ilintiliydi.

Ayıntab, -sancağın bütün köyleri olmasa da, en azından kent- siyasal ve kültürel açıdan kuşkusuz güneye göre dümen tutma alışkanlığını edinmişti.

Ayıntab’a yolu düşen gezginler söz birliği etmişçesine kentin kalesinden, yeşilliğinden, pazarları ve tüccarlarından söz ederlerdi. 1536 tarihli tapu sayımına göre kentte 1300 dolayında ticarethane bulunmaktaydı.

16. yy. ortalarının seçilen bir başka pazar alanı, yüksek olasılıkla büyük bir kapalı çarşı olan “tüccarlar suku”ydu. Çarşılar içerisinde en önemlisi, adını hak eden Uzun Çarşı’ydı. Kaleden Güneydoğu’ya uzanan bu cadde kentin ana damarıydı. İki kale arasındaki çarpıcı benzerliğin Ayıntab’a “bir küçük Halep” görünümü verdiği kesindir. Ayıntab’da toplu yaşamı kolaylaştıran yapıtların çoğu yerel girişimin ürünüydü. Türbeleri, okulları ve ibadet mekanları yaptıranların büyük çoğunluğu yöreden hayır sahipleriydi. Yörede hayır yapmak hiç kesilmeyen bir süreçti ve bölgenin iktisadi bakımdan toparlanmasını izleyen otuz yıl içinde bazı kamu işlerine girişildi. Bugün Gaziantepliler hala, Antep’in kendi yöresine yatırım yapan insanların kenti olduğunu ve devlet desteğine muhtaç olmak istemediklerini sıkça ileri sürerler. Bu yerleşmiş görenek, hiç değilse, bir yanıyla tarihsel bir zorunluluktan doğmuş görünüyor. Şam ve Halep gibi kentleri iyi zamanlarda ayakta tutmuş bu türden saltanat himayesine Ayıntab alışkın değildi. Tersine bu sorumluluğu yerine getirmiş olanlar Ayıntab’ın ileri gelenleriydi. Ayıntab’ın çoğu kurumunun bütçesi bir yanıyla böyle bireylerin kurumlara vakfettikleri kent mülklerinin gelirlerinden sağlanıyordu. Sanki “bu kent bizden sorulur” dercesine, kentçilik düşüncesiyle, yasalara karşı belirli bir umursızlığın birleşmesinden doğan tavırları, Osmanlı rejiminin yıkmaya uğraştığı bir tavırdı.

Ayıntab hiyerarşiye dayanan bir toplumdu; ayrıcalıklı kimseleri belirleyen din, meslek, soy, sop ve oturulan yer gibi karmaşık bir dizi göstergeye sahip, sınıfsal duyarlılığı yüksek bir toplumdu. Sınıflar arası gerginlikler kavga, sövgü, iftira, aldatma ve din düşmanlığı biçiminde (Müslümanlar’la Hristiyanlar olduğundan çok Müslümanlar’ın kendi arasında) ortaya çıkıyordu. Ama toplumsal düzeye ilişkin bu keskin bilinç, toplumda iyice yer etmiş bir kültürel varsayımla dengeleniyordu. Toplum hiyerarşisindeki yeri ne olursa olsun, herkes’in kişisel onuruna sahip çıkma olduğuna ilişkin bir varsayımdı bu. (…)Mülkiyet toplumsal cinsiyet ya da okuryazarlığa dayanmayan, ama her insanın onurlu olarak tanınma hakkına sahip olduğu biçimindeki yurttaşlık anlayışından söz edilebilir.
 
 

Sancak merkezi, 1543 sayımına göre, büyük olasılıkla 9000-10000 arasında değişen nüfusuyla oldukça büyük bir kentti. Ayıntab 16. yy. ortalarında nüfusu büyük bir olasılıkla 13 bin-20 bin arasında olan Bursa, Ankara, Kayseri gibi kuruluşu eskiye dayanan kent merkezlerinden hemen sonra geliyordu. Müslüman olmayan nüfusu görece azdı ve tümüyle Hristiyan Ermenilerden oluşuyordu. 29 Mahallesinden 1’i Ermeni mahallesiydi. Bölgenin en tartışmasız en büyük kenti olan Halep’in nüfusu bu araştırmanın kapsadığı yıllarda 60 bin dolayındaydı.

Mahkeme, Ayıntab sahnesinin çelişkilerini düzeltmeye yardımcı oldu: Bunu, iktisadi büyümenin karlarının

Osmanlı rejimiyle Ayıntab’ın seçkinleri arasında paylaşıldığı ihsan çemberinin dışında kalan bireylere korumacı hukuk düzenekleri sunarak yaptı. Daha düşük konumdaki kasaplar, fırıncılar, ücretliler, Ermeniler gibi grupların kendi aralarındaki hukuksal dayanışmalar, kendilerini savunmalarına ve toplumun malı olan mahkeme alanında söz hakkı kazanmalarına olanak verdi. Söz hakkı kazanmak önemliydi, çünkü ahlakça ve hukukça haklılığın tanınması yönünde yaşamsal bir adımdı.

Bölgenin gerek İslamlaştırılması, gerekse Türkleştirilmesine göçebe Türkmen oymakları sayesinde oldu. Yönetim bakımından oymak üyeleri, köylüler gibi hane başları olarak tek tek vergilendirilmeyip topluca işlem görüyorlardı. Bir başka deyişle, reaya gibi, Osmanlı devletine doğrudan kulluk bağıyla bağlı değillerdi; oymak üyesi, oymak başına bağlıydı. Devlete ödenecek haraç yada verginin ve gerektiğinde askeri yardımın sorumlusu oymak başıydı.

Ortadoğu’daki kimliklerin çok güçlü bir özelliği olan bölgeci bağların üzerinde hangi kuvvetler vardı? Ayıntablılar’ı evlerinden çok uzaklara çeken, hep var ola gelmiş iki mıknatıs akla geliyor; Savaş ve hac.

Prof. Pierce, bu mikro tarih çalışmasıyla, bir yerel oyuncu olarak Antep’in girişimcilik köklerini bu yüzyılda aramanın çok yüzeysel olduğunu, 16. yy.’a uzanmamız gerektiğini bir tarihsel etnografya yaparak ortaya çıkardığı belgelerle söylemiş olmuyor mu?

Bu yazı Sayın Kenan Mortan’ın Yorum-İnceleme yazısı olarak Dünya Gazetesinin 18 Eylül 2007 Salı günkü baskısından alınmıştır.
 

 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23