üyelik formu
Yönetim Kurulu Eski Başkanlarımız Gaziantep Rehberi Gaziantepliler Federasyonu Basında Gaziantep İletişim
2023 Yılı Gaziantep Raporu
Alleben Dergisi
Burslar
Yemek Şenliği
Etkinliklerimiz
2009 Balosu
Geleneksel iftar yemeğimiz
-------------------------------------
29 Ağustos Pazar günü Kaşıbeyaz Restauran'tta...
Bilgi için dernek Tel: 0212 356 63 86

  Tarih - Mekan - Meslek

KİLİMCİLER İPLİK PAZARI VE TAHAKCILIK


İpekli alacalar ve kutnular sabahleyin İncili Pınar,Kasarcı Pınarı gibi Allaben üzerindeki pınarlara götürülür,orada yıkandıktan sonra yeşil çayırların üzerine rengârenk gelin çeyizi gibi serilirdi.

Kalealtı, 1950'li yıllarda, Gaziantep'in ticarî yaşamında "Arasa" kadar önemli bir semtimizdi. Köylüler yetiştirdikleri çiçeği burnunda hıyarları, futa ve tüylü acirleri, bakanları, biberleri, çatı çatı yoğurtları, peynirleri buralara getirerek satarlardı. Bugün dükkanların önünden geçerken eskinin tozlu sayfalarına bakmadan edemiyor insan.

Sayfayı çevirdikçe, "hani" diyorsun; "şurada buğday öğütülen ataş değirmeni vardı. Yanında, tam kalenin karşısında demircilik yapan Topçu Memik, köylü postalı da diken yemeniciler, kamış hasır, berdi hasır ören hasırcılar, zembilciler, süpürgeciler, iplik boyacıları, nalbantlar... Hızlı hareket eden film şeridinin kareleri gibi çabucak kayboluyor. Sanayinin çarkına dayanamadan birer ikişer yok olup gitmişler.Hanın büyüsüne kapılıp içine girdiğinizde, eskiye dönecek onun Gaziantep'in ticarî yaşamındaki yerini sorgulayacaktınız.
Handa is ney n (pazartesi) günleri kilimciler için iplik pazarı kurulurdu. Henüz gün ışımadan avlunun ortasına öbek öbek ham maddesi cüt olan eğri imiş iplikler yığdırdı. Bazen başire, bazen de açık arttırma ile satışı yapılırdı. Doğrudan cütten yapılan ipliklerin fiyatları pahalı olurdu. Ancak çürümüş, yırtılmış işe yaramaz hale gelmiş telislerin et satırı ile kütüklerde çok küçük parçalar halinde doğranması, sonradan bunların hallaç makinelerinde atılıp eğirilmesi ile geri dönüşümünden elde edilen ipliklerin kalite ve fiyatları düşük olurdu.
Hanın ikinci katında pazarın farklı bir görünümü vardı. Bu katta avratlar genel olarak çıkrıkta az miktarda da terside eğirdikleri yün iplikleri getirerek satarlardı. Genellikle kara çarşaf giyen avratlar ikinci katın revaklarına teşbih taneleri gibi iki sıra halinde dizilirlerdi. Önlerine koydukları yün keleplerini satmaya çalışırlardı. Yaşlı kadınların çok çekişmeli başirelerine karşılık genç olanları sessiz,yüzlerini ters ta­rafa dönerek hatta işali beyaz, miski (kahverengi) gibi do­ğal renklerinde satılırdı. Satın alan, yün iplikleri doğal renklerinde kul-lanamazsa ayrıca boyattırırdı. Öğleye kadar tellalların, alıcı ve satıcıların bağrışmalarına eşek anır­tılarının da karışması ile han tam bir panayır haline gelirdi. Öğleye doğru hanın curcunası ya­vaş yavaş biter, alış verişler tamam­lanırdı, ipliğini alanlar han odaları­nın pencerelerinin demir parmak­lıklarına bağladıkları cins cins eşek­lerini çözerler şam eşeği olanlar şam eşeklerine, boz eşeği olanlar boz e-şeklerine, kara eşeği olanlar ,kara eşeklerine satın aldıkları ipliklerini yükleyerek iplik boyacılarının yolunu tutarlardı. Bundan sonra han, esnafın işini daha rahat yapmasına olanak verirse de hanın hareketliliği ve insan yoğunluğu devam ederdi.
1950 yıllarına doğru, han içinde en belirgin meslek tahakçılıktı. Bundan başka iki dükkanda tarakçılık, yedi sekiz dükkanda da kuşakçılık yapılırdı. Birkaç dükkan ve güney tarafın­daki ahırlar depo veya ardiye olarak kullanılırdı. "Tahak"ya da "tahakçılık"kelimesieğirilmesi ile geri dönüşümünden elde edilen ipliklerin kalite ve fiyatları düşük olurdu. Hanın ikinci katında pazarın farklı bir görünümü vardı. Bu katta avratlar genel olarak çıkrıkta az miktarda da terside eğirdikleri yün iplikleri getirerek satarlardı. Genellikle kara çarşaf giyen avratlar ikinci katın revaklarına teşbih taneleri gibi iki sıra halinde dizilirlerdi. Önlerine koydukları yün keleplerini satmaya çalışırlardı. Yaşlı kadınların çok çe­kişmeli başirelerine karşılık genç olanları sessiz,yüzlerini ters tarafa dönerek hatta işaretle konuşurlardı.Kocaları askerde olanlar pazara gönderilmezdi. Çaresiz olanlar da ilgi çekmemek için yüzlerine siyah   is   veya      kömür   karası      sürerek   kendilerini çirkinleştirirlerdi. Yün iplikler kara, kirli beyaz, miski (kahverengi) gibi doğal renklerinde satılırdı. Satın alan, yün iplikleri doğal renklerinde kullanamazsa ayrıca boyattırırdı Öğleye kadar tellalların, alıcı ve satıcıların bağrışmalarına eşek anırtılarının da karışması ile han tam bir panayır haline gelirdi. Öğleye doğru hanın curcunası yavaş yavaş biter, alış verişler tamamlanırdı. İpliğini alanlar han odalarının pencerelerinin demir parmaklıklarına bağladıkları cins cins eşeklerini çözerler şam eşeği olanlar şam eşeklerine, boz eşeği olanlar boz eşeklerine, kara eşeği olanlar kara eşeklerine satın aldıkları ipliklerini yükleyerek iplik boyacılarının yolunu tutarlardı. Bundan sonra han, esnafın işini daha rahat yapmasına olanak verirse de hanın hareketliliği ve insan yoğunluğu devam ederdi.
1950 yıllarına doğru, han içinde en belirgin meslek tahakçılıktı. Bundan başka iki dükkanda tarakçılık, yedi sekiz dükkanda da kuşakçılık yapılırdı. Birkaç dükkan ve güney tarafındaki ahırlar depo veya ardiye olarak kullanılırdı.
"Tahak" ya da "tahakçılık" kelimesine sözlüklerde rastlayamadıksa da Osmanlıca lügatta "TABA " sözcüğünün bir anlamının da "serdi manasında fiil" yaymak, döşeyip, düzgün sermek olduğu belirtilmektedir.
Ömer Asım AKSOY"Gaziantep Ağzı"adlı kitabında "tahak" sözcüğünü dokumaların tokmaklanarak düzgün hale getirmek; "tahakçı" ise dokumalara tahak yapan kişi olarak açıklamıştır. (Ve Tahakçılık, dokuma işinin son aşaması olup Gaziantep'e özgü bir meslektir. Gaziantep ve çevresinde dokunan kumaşların düzeltilip, ütülenip, tokmaklanıp, katlanıp bükme işlemidir. Gaziantep'te dokunan kumaşlardan alacalara, gotillere, sadilliklere, Kayseri Ketenleri'ne, hâke bezlerine, ipekli alacalara, pamuklu ve ipekli kutnulara tahaklama işlemi uygulanırdı. Gaziantep ve civarından hana getirilen top top dokumalar yaz günleri avlunun ortasına, kış günleri ise hanın odalarına yığdırdı ve cinslerine göre ayrılırdı. Daha sonra çeşitli aşamalardan geçirilirdi Pamuklu dokumalara açma, tavlama, cendereden geçirme, yardalama işlemleri uygulanırdı Cinslerine göre ayrılan kumaşlardan gotillerin enleri geniş olduğundan ortadan ikiye katlanarak açılır ve katlanırdı. Enleri dar olan alacalar ve Kayseri Ketenleri enleri üst üste çakışacak şekilde açılır ve katlanırdı.Bu işleme alaca açma denirdi.Daha sonra tavlama işlemi başlar. Tavlama dokumanın üzerine orantılı şekilde süpürge ile su atarak nemlendirilmesidir. Tavlama iki kişi tarafından yapılırdı. Bunlardan birisi usta olup süpürge ile su atıp tavlamayı yapan kişidir. Diğeri de kumaşın ucunu   ustaya   getirip   veren   çır aktır.Tavlama   işi  süllüme (Merdiven)benzeyen ahşap bir ızgara üzerine yapılırdı. Tavlama basit gibi görünse de ustalık isterdi. Süpürge ile suyu belli oranda atmak gerekirdi. Tavlaması biten kumaşlar birkaç saat dinlendirilmek suretiyle nemin kumaşın her tarafına dağılması sağlanırdı. Dinlenen kumaşlar artık cendereye hazır olurdu.
Cendereden geçirme işlemi,birisi metal iki silindirin arasından tavlanmış kumaşı geçirme işidir. Metal silindirin içinde ileri geri hareket edebilen ocak yandığından silindirden geçen kumaş ütülenmiş olurdu. Bu işlemi de iki kişi yapardı. Bunlardan birisi cenderenin iki silindiri arasına dokumayı veren usta Eğer dokumanın tavlamasında su fazla atılmış, dokuma yeteri kadar dinlenmemiş ya da metal silindir aşırı şekilde ısıtılmış ise üst silindire iyice yapışır, metal silindire dolanır ve yanardı. Bu durumda cendereyi durdurup, silindirlerin arasını açıp, kumaşı kızgın silindirden kurtarmak gerekirdi. Ortam sıcak ve nemli olduğundan cenderede çalışmak zor ve çileli bir işti.
Millet Hanı'nda 1950'li yıllarda dört cendere vardı.Bunların hepsi aynı büyüklükte değildi. Bazılarının alt silindiri diğerlerinden büyük olurdu. Takılan dişlilerin büyüklüğü küçüklüğü, silindirin çapları, cenderenin silindirlerinin hızlı veya yavaş dönmesini sağlardı. En büyük cendere, Millet Hanı'nın kuzey batı köşesindeki odada bulunurdu ki oldukça hızlıydı. Bu cenderede çalışmamak için ustalar ve çıraklar bahaneler uydururlardı. Üstelik odanın oldukça karanlık, nemli bir ortamda ve sekiz dokuz saat hiç kalkmadan cenderenin başında kalmak, çalışanları yılgınlığa düşürürdü. Ancak diğer çalışanlara göre de dayanıklılık ve üstünlük sağlardı. Cendereden geçen kumaşlar duvara çakılan bir metre
aralığında ucu yukarıya doğru eğri kıyığa (çuvaldız) benzer şişlere geçirilerek bükülüp katlanırdı. Bu işleme de 'yardalama' işlemi denilirdi. Preslenen kumaşlar daha sonra şam eşeklerinin üzerine çatılmış sandıklara yerleştirilerek sahiplerine gönderilirdi. Ayrıca çırakların omuzlarına düzgün bir tahta üzerine konmuş top top dokumalar sahiplerinin yolunu tutardı. On onbeş çırağın Uzun Çarşı' dan arka arkaya gidişi başlı başına bir olay olurdu. Gaziantep'te dokunan ipekli alaca ve kutnulara tahaklama daha farklıydı.İpekli alacalar ve kutnular sabahleyin İncili Pınar, Kasara Pınarı gibi Allaben üzerindeki pınarlara götürülür, orada yıkandıktan sonra yeşil çayırların üzerine rengârenk gelin çeyizi gibi serilirdi. Öğleden sonra kuruyan kutnu ve alacalar toplanır, hana getirilirdi.

 

Tokmaklama işlemi karşılıklı iki kişi tarafından yapılırdı.
Sekiz kat bükümlü ipekli alaca, sanduka şeklindeki karataştan yapılmış tezgah üzerine yatırılır, s ekiz on kilogram ağırlığında ceviz ağacından yapılmış tokmaklarla küçük dörtgenler oluşturacak şekilde dövülürdü.Karataştan tezgahın üzeri dört parmak kalınlığında kara sakızla yapıştırılmış zindiyan ağaçla kaplanırdı..Tokmağın kumaşa değen kısmı da aynı şekilde sıcak tutkalla yapıştırılan zindiyan ağaçla kaplanırdı.
Tokmaklama, çok dikkat isteyen bir işlemdir. Tokmakları hep aynı şiddetle ve düzgün bir şekilde kumaş üzerine vurmak gerekirdi. Tezgahın ve tokmak üzerindeki zindiyan ağaçlarının yüzeyi sıypalak, kilbah (çok düzgün) olması gerekirdi. Aksi halde kumaş üzerine vurulduğu zaman kesikler meydana getirirdi ki kumaş o zaman hasarlı olurdu.Tokmaklanan kumaşlar son bükümü kare olacak şekilde yeniden katlanarak mengenede baskıya verilirdi. Baskıda en az 24 saat kalan ipekli alacalar satış için sahibine gönderilirdi.

İyi tokmaklanmış bir kutnu veya alaca satış sırasında müşterinin karşısında açılıp gösterildiğinde "hışırt" diye bir ses çıkardığı gibi tokmağın değdiği her dörtgen ışınları prizmatik şekilde kırarak göz alıcı yansımalara neden olurdu.
Böylece çayırlar üzerindeki çiğ taneciklerinin, sabahın ilk ışınlarını yedi kezyansıtışı gibi renk cümbüşü oluştururdu.
Kutnular ise ipekli alacalardan daha farklı işlem görürlerdi. Yıkanıp kurutulduktan sonra tavlanır ve bükme işleminden sonra tokmaklanırlar di. Tokmaklanan kutnular daha sonra tezgahlara gerilerek tahta mala ile kolalanırdı. Bu işleme kutnu çekme denirdi. Kola; çam sakızı, nişasta ve un karışımından oluşan bir bulamaçtır. Kolalama işleminden sonra kurutulup tavlanır di. Daha sonra cendereden geçirilerek kareler oluşturacak şekilde katlanırdı. En az 24 saat mengenede baskıda kaldıktan sonra satış için sahibine gönderilirdi.
Tahakçılıkmesleği MilletHanı'ndan başka Yeni Han'da, İki Kapılı Han'da, Yüzükçü Hanı'nda, Anadolu Han'da, Emirali Han'da ve bazı küçük hanlarda da yapılırdı. (4) 1954 yılına kadar tahakçılar tek şirket iken bu yıldan sonra ortaklıklar bozulmuştur. Birkaç kişi bir araya gelerek kendi şirketlerini kurmuş, meslek Kelleci Pazarı'ndaki küçük hanlara kadar yayılmıştır. Ancak eski gücünü yavaş yavaş
kaybetmiş buna sanayinin hızı da eklenince küçük ortaklıklar kendini yenileyememiştir. Yavaş yavaş birer ikişer kapanmıştır. Bugün tahakçılık hemen hemen kaybolmuştur.
1950'li yıllarda Gaziantep'in nüfusunun elli bin olduğu düşünülürse rahatlıkla iki üç bin kişinin bu meslekten ekmek yediğini söylemek fazla abartı olmaz.
Kutnuculukla tahakçılığın bir bölümü olan cendereciliği birleştirerek günümüze taşıyan eski tahakçılardan . Galip ŞERBETÇİ turistik amaçlı kutnu ve ipekli alacalar üretmektedir. Bunları Gaziantep'te ve yurdumuzun diğer ille­rine satmaktadır
.Yolunuz Gaziantep'e düştüğünde,Gaziantep'e özgü alacağınız bir ipekli alaca, kutnu ya da bu kumaşlardan yapılan hediyelik bir ürün Gaziantep'i sevdiklerinize taşıyacak güzel bir hediye olacaktır.
Salık veririz.
1.Fevzi  ÖZÇALIŞKAN     ablam  Şükriye   GÖKÇEK' in      anlatımlarına
dayanarak...
2. www. osmanlimedeniyeti. com
3.AKS0Y,Ömer Asım -    Gaziantep Ağzı Cilt3    S 649    1991, Gaziantep
îlkbasımT.D.K D-23İstanbul 1946
4- İki Kapılı Han 1950'li yıllarda yıkılarak tarihe karıştı. Yıkımı sırasında
temellerinde Bizans sikkeleri bulundu.


     
     

 

 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17