Gaziantep Taş Ustalığı
 |
1943 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi. Geniş aile çevresinde geleneksel sanatlarımızın çoğu icra edildiği için o da sanata küçük yaşta ilgi duymaya başladı.1949 yılında İstanbul’a geldiler.1964’te Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda(Marmara Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı ) sonra Milli Eğitim bursunu kazanarak grafik tasarımı ihtisası için Almanya’ya gitti.1965-1969 yılları arasında Hessen eyaleti Kassel DevletGüzel Sanatlar Akademisin’de master yaptı. Almanya yıllarında Avrupa Müze ve Kütüphanelerinde yaptığı gözlem ve incelemelerinde Türk , İslam ve Doğu sanatlarına ayrı bir ilgi duydu. |
1970 yılında yurda döndüğünde en büyük arzusu Selçuklu ve Osmanlı Sanatlarının incelemekti.
Dönemim hayatta kalmış bütün sanatkarlarıyla ilgi kurdu ve pratiğin yanı sıra teorilerini kaydetti. Özellikle ahşap , taş ve maden sanatlarıyla ilgilendi.Onların çağdaş yorumlarıyla sergi açarken , diğer yanda unutulmuş sanatlarımız hakkında makaleler ve kitaplar yazdı , tebliğler sundu ve koferanslar verdi.
200’e yakın makale ,
Uluslar arası ve ulusal kongrelerde 100’ün üzerinde tebliğ ve konferans ,
Yurtdışı ve yurtiçi 70’e yakın kişisel ve karma sergi (ABD, Almanya , Fransa , Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır , vs.)
Kuşoğlu’nun yayınlanmış kitapları ise sırasıyla şunlardır :
Mezar Taşlarında Hüve’l Baki , İstanbul 1984
Dünkü sanatımız Kültürümüz , İstanbul 1984
Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk Terimleri Sözlüğü , İstanbul 1984
Sedefkar / Altın Oymacı / Gümüş Kakmacı Mehmet Zaki Kuşoğlu /İstanbul 1994
Neler söyledim neler söyledim , İstanbul 1997
Sözüm bu ülkeyi sevenlere , İstanbul 1998
Tılsımdan Takı’ya , İstanbul 1998
Biraz abartılmış olmasına rağmen siirde, doğruluk payı oldukça fazla. Abartılmış diyorum ,çünkü medeniyet tarihinde medenden yapılmış sanat eserlerinin yerinide unutmamak gerekir.
 |
Yazımın başlığının “Gaziantep Yöresi Taş işciliği ” olmasına rağmen bu mesleğin adı o yörede yapıcılıklıktır.Kelime eser , yapı ve bina manalarını içine alır . Yapıcı ise bugünkü manasında hem mimardır hem de mühendis.Yetişme biçimleri şöyledir : çocuk , bu işe bir ustanın yanına küçük yaşta şeert (şakird , çırak ) olarak girmekle başlar.Kabiliyeti ve isteği var ise zamanla halfe (kalfa –halife =ustadan sonra gelen ) olunurdu. Ancak bu gibi mesleklerin Gaziantep’te öteden beri aile meslekleri olduğunuda söylemek gerekir. Yörede “ot , kökünün üstünde biter” sözü manada ve madde de, karakter ve kabiliyette her şeyin çocuklara intigalini anlatır |
An’anebı sanatlarımızın halk arasında her mesleğin bir pirinin olduğu kabul edilir ve o “Bizim mesleğimiz ….’nın mesleğidir” diye anılır.Gaziantep yöresinde İbrahim Halilulllah Peygamber yapıcıların piri olarak bilinir.Eski ustalardan Ökkeş Kuranel’in anlatmasına göre İbrahim Aleyhisselam kendisine Allah’tan gelen Emire uyarak Kabe-i Muazzama’yı inşa eder. Kabe-i tamamladıktan sonra Urfa’ya gelirken yanında kalfalardan Yakup oğlu Yusuf ile Salih oğlu Remziyi beraberinde getirir. Bu kalfalarda Urfa ‘da Halilülrahman külliyesini yaparlar ve bu arada onların yetiştirdikleri ustalar zamanla o yörelerde Türklerle yaşayan Süryaniler ve Ermeniler de öğrenmişler ve hep beraber kendi mabetlerini , hem diğer hakkındaki sözü, o çevreleri daha iyi bilen araştırmacılara bırakmak veya ileride daha etraflıca inceledikten sonra ele almak niyetiyle şimdilik içimde yıllarımı geçirdiğim doğum yerim Gaziantep’i anlatmaya çalışacağım .
Bölgenin jeolojik yapısı bu meleğin gelişmesine sebep olmuş etkenlerden en önemlisidir.Şehrin içinde ve çevresinde bu taş ocaklarının küçük çaplı olmalarına Mara(Mağara ) , büyüklerine ise Matta denir. Bu ocaklar yeryüzüne çok yakın olarak bulunurlardı. Ocak derinliğine ve enine çalışılarak açılır ve zamanla derinlikleri İstanbul Mısır Çarşısı’nı büyüklerde ise Kapalı Çarşı içine alacak kadar büyük olur.Şehir içinde olan bu ocaklar görevlerini tamamlanınca sahiplerice bağ bostan veya iş yeri olarak da kullanılırdı .Antep’in kavurucu yaz sıcaklarında buralar son derece serin olurlardı.Hatta bostan olarak kullanılanların içlerinde(havuzların ) bulunurdu.Günümüzde bulunan meşhur mağara ve mattalar şunlardır: Ağıbalı Mağarası , Keçi Mağarası , Hırsız Mağarası, Sunaklı Mattası , Alıklı Mattası , Rumkala Mattası ve Musinbey Mattası’dır.Burada önemli bir hususu belirtmekte gerekir ki , oda yapı sanatında standart ölçülü taşın yüzlerce yıldır bu yörede bu yörede uygulana gelmesidir .Siparişte , ustanın taş cinsini söylemesi yeterliydi.Bu taşların yükseklikleri dokuz parmak yani 27 cm eni ise 24 cm idi .Taşlar şekil ve yontulma biçimleriyle ilgili olarak Musavvat , altı ayaklı Beş ayaklı Açceli adlarını alırlardı.
Yörede kullanılan değişik özellikteki değişik taşların adları şunlardı : Ocakta iken alçı sertliğinde ve krem özellikle de kuzen cephelerinde kullanılan taşa Kemık Keymıktan daha sert olan kullanıldığı yerden ismini alan minare kayası denir.Ayrıca yine Gaziantep’e has sarımtrak renkli ve mermer sertliğinde olup kendisi mermer olmayan taşa beyaz mermer , yine şehrim 25 km uzağında ki Çapın köyü cıvarında elde edilen ve kalınlığı 6 cm civarında bulunan kırmızı renkli tabakalışım kayaya kırmızı mermer denir.Bu taşta özellikle bina tabanı ve hayat (bahçeye bakan havlu) zeminlerde kullanılmıştır.Yörenin en sert taşı ise Karataştır. Ve çoğunlukla abidevi yapılarda siyah beyaz etkisi için diğer taşlarla beraber kullanılmışlardır.Taş çeşitleri hakkında ki bu kısa açıklamalardan sonra taşları kimler , nasıl , hangi aletleri kullanarak yapıcı için hazır hale getirirler onu görelim.
 |
Gaziantep yüzlerce yıllık taşcılık geleneğinin yanında yine onun kadar eski olan maden işleme geleneğine de sahiptir.Onun için her türlü taş yontma aletleri bölge maden ustalarınca geliştirilmiştir.Bunların başlıcaları çekiç külünk , çivi , muhul ve yapraktır.
Çekiç : Büyükçe bir çekice benzer , taşın ilk kabasını almada , çivi ve yaprak çakmada kullanılır.
Külünk : Ucu köşeli ve keskin , sapı kısa olan bir çeşit kazmadır ve taşın ilk yontusu bu kazma ile yapılır
Çivi : Çelikten yapımı ince kalemin adıdır.
Muhul : Bir bir buçuk metre uzunluğunda 4-5 santim çapında demir olup taşları yerinden oynatmada ve yuvarlamada kullanılır.
Yaprak : El genişliğinde ve ağızları keskin değişik boylarda levhalar olup , külünk ile yarılan taşları bloklar halinde ayırmada kullanılır. |
Bu aletleri kullanarak ocaklarda taş kesenler ayrı bir esnaf gurubuydular ve işleri, taşı ocaklarda hazırlayıp , eşek veya katırla sırtına yükleyerek siparişi veren yapıcıya gönderince biterdi.
Ancak bilinen şudur ki her taştan bina yapılmaz .Aynı damardan kesilmesine rağmen ters yol takip etmek veya taşın yerinde kullanmamak binanın ömrünü azaltır.Onun için hangi taş neresinden nasıl kesilir bilmek gerekir.Gevşemiş Taş (Taş çalışırken ustanın taşı yalnız kendisi fark edeceği şekilde çatlaması veya taşın tabi çatlaklığı) kışın su emer ve soğuma sonunda donan su çatlağı nı zamanla büyütür ve bir müddet sonra parça taş yerinden düşer.
Yonucular , ocaklardan getirilen kaba kesimi yapılmış taşları inşaat alanında yapıcı ustanın istediği şekilde ve temizlikte yapan sanatkarlardır. Bu sanatkarlar müstakil olarak çalıştıkları gibi çoğunlukla yapıcılar aynı kişilerdir.Yonucular , minare şerefesi , taç kapı , cami mimber ve mihrap yapımlarında hüner ve ustalıklarını gösterirler . Bu tsş oymalarını yapan yonuculara aynı zamanda Gaziantep nakkaşlarının kullandıkları bölgesel adları şunlardır;
Şahata : Ağzı iki yüzlü ve geniş tasarlanmış kesere benzeyen , taşın yüzünü yontmaya yarayan bir alettir.
Kirpitin : Buna “terakta” denir . Oda iki yüzlüdür ve sert taşları yontmak için kullanılır.Taşın yüzünde yakından belli olan tarak izleri bu aletindir.
Külünk : Yonucu ve Taşçıların ortak aletidir. İki ağızlı ve ağızları dört köşeli uca doğru iğne hassasiyetinde sivrilen büyükçe çekiçtir.(Yazımda alet benzetmeleri uzun izahlarla konuyu dağıtmamak için kısa tutulmuştur.)
Matraka : Bir çeşit çekiç olup , kalem işleri bu çekiç ile yapılır.
Kalem :Çelik çubuklardan yapılır Taşa her türlü şekil vermede kullanıldıkları için çeşitleri çoktur.
Zeyve : Demirden yapılmış bir köşesi dik olan açıdır ve taş kenarlarının dikliği onlarla kontrol edilir.
Yapıcılar yardımcıları ile kendi tarif ve istekleri üzerine yonucular yapım işlerinde yardım edenlerin adları özellikle şunlardır.
Hamal : Nakkaşların hazırladıkları taşı ustaya taşıyan kişi
İretçi : Çift korlu duvar örgülerinde iki örgü arasına çamur yapıp , duvar içini adına hampara ve halik denilen küçük ve lüzumsuz taşlarla dolduran kişi.
Ağızcı : Bunlara Kahilcide denirdi?.Bu ustalar taşların veya sonradan duvarların dış yüzeyindeki hataların sıva ve benzeri şeylerle kapatan ustalardır.
Faal : Yörede amele yerine kullanılan tabir.Vazifesi toprak elemek , harç karmak , halik taşımak ve ustaya el altından yardım etmektir.
Uzun bir geçmişin , emeğin , çabanın ve iş bölümünün mahsulü olan ve günümüzde de sayıları azalmış bu sanat eserleri ecdat yadigarı bu yapıları korumak en büyük insani ve vicdani borcumuzdur.
Yapıcılık mesleğine ömür ve gönlünü vermiş son devir ustaları arasında kendisinden önceki bildiği yedi göbeğinde merhum Ökkeş Kuranel çok ünlüydü . Bu ustanın kardeşleri , kardeş çocukları ve kendi çocuklarıda halen yapıcıdırlar . Günümüzde ise Abdullah usta , Hacı Mahmut Usta , Boynuyoğun Ali usta en meşhur ustalardandır.
Bu yazıda ki bilgiler Ökkeş kuranel tarafından Dr. Cemil Cahit Güzelbey’e ondan bana intikal etmiştir.
Ökkeş ustayı rahmetle anarken Güzel beye de teşekkürü borç bilirim.Ayrıca Cemil Cahit Güzel beye Gaziantep Kültür dergisinde ki ( C .3 Aralık 1960 sayfa 278…) yazısından istifade edilmiştir.
Son yıllarda beton yapılaşmaya geçiş ve değişik örgü maddelerinin (Briket , yutong ve benzeri) kullanılması taş işçiliğimizi yok olmak çizgisine getirmiştir. Günümüz ustalarda geçimlerini Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunan eski eserleri tamirle (Eski Van’daki Selçuk eserlerinden tutun Ayasofya Müzesi’nin tamirlerini hep bu Antep’ li ustalar gerçekleştirmiştir.Yazımı kendileri ile konuştuğum ustalara atfediyorum.)
|