|
GAZİANTEP-HALEP
Yıllardır düşünür dururum Gaziantep'imi-ze bir tur düzenleyelim diye. Ön hazırlıklarını yaptıktan sonra Kantara Turizmle anlaşıp bu geziyi düzenledik.
1. GÜN GAZİANTEP
Gaziantep'de toplandık. Daha şehre girerken otobüste katmer ikramıyla başlayan turumuz Gaziantep müzesini gezerek devam etti. Zeugma mozaikleri Gaziantep Uluslar arası hale gelmiştir. Çingene kızının resmini herkes 5'er kere çekti. Diğer eserleri hayranlıkla izledik.
Öğlen yemeği Kartaltepe'de Gaziantep ke-babları ve tatlılarıyla yapıldı. Geziye katılan herkes parmaklarını yedi.
Alimacı Pazarı, Tahmis Kahvesi, Bedesten gezileri günü dolu dolu yaşamamıza yetti.
2. GÜN HALEP
Öncü Pınar sınır kapısından Suriye topraklarına yabancılık çekmeden girdik. Nede olsa asırlarca beraber yaşamışlığımız vardı. Bağlar ve zeytin ağaçları arasından geçerek Halep'e geldik.
Türk Bayraklarını cadde boyunca görmek hepimize gurur verdi.
Halep'te hiç gecekondu görmedik, ikişer üçer katlı apartman tipi taş yapıların hepsinin cepheleri birbirinden farklı değişik motiflerin yan yana getirilmesi ile "eklektik" üsluplar yaratılmış.
Eski Halep, şehrin merkezini oluşturuyor. Bütün esnaf ticaretini burada yapıyor ve Osmanlının ağırlığı burada hanlarda, hamamlarda, camilerde hissediliyor.
Kapalı Çarşı Halep'in ticaret yaşamında son derece önemli. Kına, sürme, boya satan attarlar, ipekli kumaş ve giysi satan dükkanlar oldukça büyük çarşıda karşılıklı sıralanıyor. Gaziantep kebapçılığında ayrı bir yeri olan keme'yi Halep'te her zaman bulmak mümkü
Halep Kalesi biçim yönünden, Gaziantep Kalesine benzeyen ancak üç, dört kat daha büyük muhteşem bir yapı. Kentin, tarihi yapı kitabelerinde, alış veriş yapılan dükkânların tabelâlarında Süryanice, Ermenice, Arapça yan yana birlikte kullanılmış. Her tarafta Türkçe bilenlere rastlamak mümkün. Gaziantep'ten göç etmiş Ermeni kuyumcularına, kilimci esnafına rastlayıp Gaziantep'in Reyhan sokağından yada Gazianteplilerden öğrendikleri kilimcilik hakkında sohbet ediyoruz.
Halep'te akşama doğru biraz yorgun olmakla beraber hanımlar için pek keyifli bir çarşıya geliyoruz. Burası "kolay avrat pazarı" bütün sebzelerin ayıklanmış, yıkanmış, doğranmış olarak satıldığı yer burası. Diş diş soyulan sarımsaklar, tanelenmiş bezelyeler hanım arkadaşlarımızı pek keyiflendiriyor. Fırsat bulduğumuz her yerde Halep tatlılarının tadına baktık. Akşam kebaplarını kentin dışında yedikten sonra Antep türkülerini söyleyerek Gaziantep'e döndüğümüzde saat yeni günün birini gösteriyordu.
3. GüN BİRECİK BARAJI
Gezimizin üçüncü günü otobüsümüz Ni-zip'i geride bırakmıştı. Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde gördüğümüz mozaiklerin çıkarıldıkları asıl mekânları görebilmenin heyecanını yaşıyorduk.
Zeugma kentinin yamaç villalarına geldiğimizde belki de müzeden çok daha farklı şeyler görmeyi düşünmüş olanlarımız, kapalı duran kazı yerleri karşısında biraz hayal kırıklığına uğramıştı.
Ancak eşine Efes antik kentinin yamaç villalarında rastlanabilen Zeugma villaları yalnızca kazı bölgesinden ibaret değildi. Zeugma lejyonunu o günkü yapısı ile görüp değerlendirmek daha doğru olacaktı.
Zeugma teras villalarından bakıldığında Fırat'ın yarattığı muhteşem peyzaj içinde Roma generallerini geçit törenlerinde askerlerini selamlarken, resmi bir yetkilinin atriumu-nun (evinin) havuzu başında dinlenirken, yada ziyafet törenlerinde düşünmek gerekir.
Gözlerimizi açıp hayallerden kurtularak kazı bölgesinden yukarı çıkarken henüz baş tutup, yavaş yavaş kızarmaya başlayan fıstık ağaçlarının altında bol bol fotoğraflar çektik. Dizginlenen o koca Fırat'ı, baraj bölgesini tepeden seyretmenin duyumsuzluğunu birlikte yaşamak nazların uç noktasıydı belki de.
Baraj seyir odasında izlediğimiz Zeugma belgeseli bilgi dağarcığımıza yeni bilgiler katarken, görevlilerin konukseverliği karşısında etkilendik
 |
HALFETİ GEZİSİ
Baraj bölgesinden ve Zeugma kazı bölgesinden ayrılıp geçmişin hayalleri içinde sağlı sollu fıstık ve zeytin ağaçları arasından geçtik. Gaziantep'imizin kınalı toprağını seyrederken kendimizi Birecik köprüsü üzerinde bulduk. Bu köprüye 1953 yılında resmi açılışından bir gün önce öğretmenimiz Naime AKKAN bizi sınıfça getirmişti. Aşağıda nehri salla geçmeye çalışan insanların çilesini göstermişti ve bize köprüyü göstererek "çocuklar bu bir çağ atlamadır" demişti, "onlar aşağıda biz yukarıdayız... "
O günden bu güne kadar köprünün altından ne kadar sular aktığı bilinmez...
Bütün heybeti ile Birecik kalesinin Fırat'ın dinginliğini birazda hayret ile izlediğine tanık olduk. Otobüsümüz ağır ağır kuzeye doğru yol alırken kelaynak koruma çiftliklerinin önünden geçtik. Kelaynaklar kuluçka döneminde olduklarından ortalıkta pek görünmüyorlardı. Bu nedenle fotoğraf çekmek mümkün olmadı. Nihayet tepeden Fırat ve bir bölümü sular altında kalan Halfeti görünüyor. Muhteşem manzara karşısında hepimiz fotoğraf çekmeye çalışıyoruz.
Motora binip nehirden kuzeye doğru eşsiz manzara içinde yol alıyoruz. Bu kadar güzel manzara içinde kendimizi unutup çevreden gözlerimizi alamıyoruz. Eyvanlı evlerin, camilerin revakları, minarelerin bir kısmı sular altında.
Gün ışığının parlaklığında özenle yapılmış empresyonist ressamların tablolarını andırmakta manzara.
Kuzeye doğru yol alırken nehrin batısında ilk insanların yaşadığı mağaraları görüyoruz. Nihayet nehirde kuzeye gidebileceğimiz son nokta.Böyle güzel manzaranın çabucak kaybolacağını düşünerek zaman zaman hareket etmiyor ve ses çıkarmıyoruz.
Çağla rengi suları yararak geri dönüyoruz.Birecik'te nehir kenarında yöremize uygun kebapları yiyoruz.Geride bıraktığımız eşsiz manzarayı, suların altında kalan birçok uygarlığı düşünerek...
 |
 |
|