|
YESEMEK'TE HEYKELLER BİR YILLIK UYKUDAN UYANIYOR
Avrupa Birliği Destekli Uluslararası Heykel Bienali Yesemek'te
Işıl Özgentürk
Ogün defterime şöyle yazmışım, "insanın burada heyecanlanmaması imkansız, inanılmaz bir sessizlik var. duyulan tek ses bazalt taşından yapılmış yüzlerce taş heykelin arasında fütursuzca dolaşan kara kaplumbağalarının ve oradan oraya atlayan kertenkelelerin sesi. Ve ben bin heykel tarlasındayım. İki metre boyundaki Hitit aslanları, kendi güçlerinden öylesine eminler ki, hiç kımıldamadan aşağıda sonsuza dek uzanan vadiyi izliyorlar. Ne çok şey gördüler. ne çok değişime tanık oldular. en büyük sırları ne ? Kimseler bunu bilmiyorum ama M. Ö 1300'den bu yana pek çok imparatorluk gördü-ler. pek çok uygarlığın doğumuna tanık oldular. Can şenliklerine de tanık oldular, kıyımlara da. "
Bundan beş yıl önce dolaştığım Yesemek'te (Gaziantep'in kazası İslahiye'de Hititlerden kalan bir açık hava heykel atölyesi) dolaşırken defterime bunları yazmışım. Ve eklemişim, "tam beş yüz yıl önce burada fıstık ağaçlarının korunaklı gölgesinde yüzlerce heykel ve taş işçisi çalışmış. Her biri kendi aslanını, kendi Kilebe' sini (Anadolu kültürlerinde en eski tanrıça figürü )bazalt taşının sert gövdesine işlemiş. "
O gün beni bir heykel tarlası olan Yesemek'te sadece heykeller değil, orada 15 yıldır kazı bekçisi olarak çalışan Ali Çiçek ve on yaşındaki oğlu Mehmet Çiçek de heykeller kadar etkilemişti. On yaşındaki Mehmet Çiçek, elinde bir topak kil toprağı açık havada kurum kurum kurumlanan en güzel Kibele'nin karşısına geçmiş kendi küçük Kibe-le' sini yapmaya çalışıyordu.
Oğlu heykel yaparken babası Ali Çiçek çevredeki yüzlerce heykele çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Onun hayatı bu heykel atölyesi, hikayesi şöyle 15 yıl önce Ali Çiçek askerden henüz dönmüş ve köyünde baba yadigarı demircilik işine başlamış, bu arada bir hafta süren bir düğünle Emine hanımla evlenmiş. O yaz atölyesinde çalışırken tepedeki kazı yerinden çağrılmış. O günlerde Yesemek'te kazı çalışmalarını yürüten Arkeolog ilhan Temizsoy. ondan bazı heykellerin saklanması için yapılan taş kulübeye bir kapı yapmasını istemiş.
Ali Çiçek işe koyulmuş. üç gün içinde demir kapıyı tamamlanış, ka-pıyı tamamladığı gün, Kibele heykellerinin birinin gölgesinde oturup, Kibele heykelinin beşyüz yıldır seyrettiği vadiyi seyretmeye başlamış. Dalıp gitmiş tam o sırada kazı başkanı ilhan Temizsoy yanına gelmiş ve Ali Çiçek'e bir teklifte bulunmuş. "Buranın bekçisi olur musun ? Kabul edersen yaz kış, gece gündüz burada yaşayacaksın, iyi düşün. çok yalnızlık çekebilirsin, kendine güveniyorsan kal, " demiş.
Ali Çiçek kendi değişiyle o an tuhaf bir duyguyla sarsılmış daha doğrusu gözü açık bir rüya görmüş. Rüyayı asla anımsamıyor ama o an duyduğu ferahlık hissini hiçbir zaman unutamamış. Uçmak gibi bir duyguymuş bu ve o an kararını vermiş. Yesemek kazısının bekçisi
olmuş.
Geçen 15 yıl içinde Ali Çiçek her heykelin huyunu suyunu bir güzel öğrenmiş, hepsine bir hikaye kurmuş ve bir gün eline bir topak kil alıp başlamış heykel yapmaya, o gün bu gün heykel yapıyor, bildiği tüm hünerleri de oğluna öğretiyor.
İşte böyle, Yesemek'i ve Ali Çiçek'i hiç unutmadım, bu arada internette geçinirken Avrupa Birliği tarafından desteklenen "Gap Bölgesi Kültürel Mirasın Geliştirilmesi Projesini" gördüm. Bu proje kapsamında Yesemek için çok şey yapılabilirdi. Çünkü Yesemek eski yakın doğunun en önemli heykel üretim merkezlerinden biriydi. Hitit İmparatoru Şuppillulima zamanında M. Ö 1375-1335 yılları arasında açılmıştı . M. Ö 700'e kadar süren Yesemek Açık Hava Heykel atölyesi aynı zamanda bir okul niteliğindeydi. Ustalar çıraklara işin inceliklerini hiç üşenmeden gösterirlerdi.
M. Ö 700 sonlarında bölge Hititlerin elinden çıkıp Asur egemenliğine girince Yesemek de önemini yitirmiş, terkedilmişti. I890 Yılında Zincirli Höyük'te kazı yapan Felix Von Luschan tarafından yeniden keşfedilmiş ve 1958-1961 yılları arasında Prof. Dr. Bahatır Alkım ye 1990'lı yıllarda Arkelog ilhan Temizsoy'un çalışmalarıyla tümüyle gün ışığına çıkarılmıştı.
Hemen, arkadaşım Türkiye'yi en az otuz ülkede yapılan heykel sempozyumlarında başarıyla temsil eden Kemal Tufan' ı aradım, bu bölge yeniden bir heykel yapım alanına dönüşemez miydi ? Bunun için hemen yola çıktık. İki yıl boyunca sürecek bir eylem planı hazırladık, ilk yıl için Yesemek'te akedemi öğrencileriyle, eski taş ustalarını. yerel sanatçılarını buluşturacak iki workshop planladık. Bu workshoplarda yapılacak heykellerin Antep'te ve islahiye'de sergilenecekti, işin en can alıcı noktası ikinci yılın sonunda yapılacak Uluslar arası Heykel Bienaliydi. Bu bienale taş konusunda uzman on heykeltraş katılacak ve bir ay boyunca Yesemek 'te heykel yapıp, aynı zamanda gezerek bölgenin tüm tarihsel ve kültürel mirasına tanık olacaklardı, yaptık-ları heykeller de Yesemek'e kalacaktı. Bu arada beş yıldır Kadıköy Be-lediye'nin Aile Danışma Merkezlerine bağlı bir film atölyesi yöneten Işıl Özgentürk ve ekibi de Ali Çiçek ve oğlunun değişen hayatıyla ekseninde tüm bu gelişmeleri anlatan bir tanıtım filmi yapacaktı.
Avrupa Birliği koşulları uyarınca, başvuru bir sivil toplum kuruluşu olan Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti tarafından yapıldı. Projenin diğer iki ortağı ise merkezleri istanbul'da olan İstanbul- Gaziantep Kültür ve Eğitim Derneği ve istanbul- İslahiye Kültür ve Sosyal Dayanışma Derneği' ydi.
Projemiz GAP Bölgesi Kültürel Mirasın Geliştirilmesi Programına başvuranlar arasından seçilen 32 projeden biri oldu. Ve biz çalışmalara başladık. Mayıs ayında ilk workshop yapılacak, bu arada filmin arşiv çalışmaları neredeyse tamamlandı ve heyecan içinde motor diyeceğimiz günü bekliyoruz. Yaşasın ilk çağların açık hava heykel atölyesi, şimdi sıra biz de diyoruz.
|