DR. CAVİT AKARÇAY (gülüm)
Beynimizde öfke ve gençlik çığlıklarıtepinirken, Cavit 'Gülüm' diye söze başlar, yüzündeki samimi ifade ve sözlerindeki yumuşaklık ile bizi sakinleştirirdi. O gün ve bu gün, ülkemizin üzerinde dolaşan yaban hevesler karşısında Cavit gibi birleştirici, hassas düşünebilen insanlara çok ihtiyaç var.
Fani dünyaya "Baba Cavit, Gülüm" gibi
sevgi dolu adlar bırakıp gittin. Ruhun
şad, mekanın cennet olsun...
17 Aralık 2005 Cumartesi günü, ölüm
ilanlarının, arasında birisine çakılıp
kalıyorum. Ürperiyorum, üşüyorum, ateş
basıyor. Bizim "Gülüm" mü diye korkuyorum...
Gözlerim kararıyor, ilanıokumaya
çalışıyorum. İsim benzerliği olamaz mı?..
Sığınacak dal arıyorum. Dallar tek tek
ovucumun içine dökülüyor. Gaziantep'te
toprağa verilecekmiş. Eşinin ismi de
benziyor: "Tülin Akarçay'ın sevgili eşi" diyor.
Ama ilanın ortasında, isminin altında "BABA
CAVİT" yazıyor. Yiğit namıyla anılır ya; oysa
biz ona 'gülüm' derdik. İsmiyle çağırdığımız
az olurdu. O 'gülüm'dü; hepimizin GÜL'ü...
Gerçekten de gül gibi bir gençti. Yumuşak
huylu, yüreği sevgi dolu. Şen, şakacı
çevresine huzur dağıtan bir yapısıvardı.
Dostlarına, arkadaşlarına "gülüm" diye hitap
ederdi. O herkese "gülüm" dediği için bizler
de adınıgülüm koymuştuk.
Zaman ne çabuk geçiyor... O yıllarda
üniversite camiasında cemiyet çilik yaptık.
Üniversite gençli ğini temsil şerefine eriştik.
Milli Türk Talebe Birliği yöneticileri olduk.
Ben genel başkandım, sen de icra konseyi
başkanı... Yaptığımız her güzel işin içinde
emeğin vardı. Toparlayıcı, yumuşak ve
sevecen ahlakınla başarılarımıza büyük
katkıların oldu. Bayraktar bendim ama
bayrak senin ve arkadaşlarımızın elindeydi.
Daha sonra 8 yıl milletvekilliği yaptım, ama
hala 1 965'in 18 Mart'ında teslim alıp 1966
Kasım ayında devrettiğimiz 20 ay içinde
M.T.T.B.'de yaptığımız işlerin şerefi ve
şöhreti ile anılıyoruz. 40 yıl geçmiş
aradan.. O tertemiz yüreklerle, heyecan
dolu ellerle yaptığımız hizmetlerin bereketi gittiğimiz her yerde bizi karşılıyor. Karşılık
beklemeden yapılan işleri bu aziz millet
unutmuyor Gülüm...
Öğrencilik yıllarından sonra hayat
şartları her birimizi yurdun çeşitli
yörelerine serpi ştirdi. Gülüm de
memleketi Antep'e gitti. Uzun yıllar
birbirimizden haber alamad ık. O
babacan yapısıile meslek hayatında fakir
fukaranın, eşin dostun yardımına koşarak
'Baba Cavit' olmuş olabilirdi. Saniyeler içinde ihtimalleri düşündüm. Babacan
kardeşim çok sevdiği Anteplilerin "Baba
Cavit"i olabilirdi...
1960'lı yıllarda (27 Mayıs darbesi
öncesi ve sonrası) gençlik kesiminde
sağ-sol çatışmaları vardı.. Ülkemiz
huzursuz günler yaşıyordu. İstanbul'da
üniversite gençliğinin en büyük barınağı,
site öğrenci yurdu idi. Site yurdunun 236
no'lu odasında; merhum Mehmet, Abidin
Sungur, Zeki Oral, Zeki Seğmen ve
Gülüm kalırlardı. Bu kafa dengi
arkadaşların odası, bir nevi site yurdunun
merkezi idi. Ahbaplık isteyen de
cemiyetçilik yapanlar da kulislerini bu
odadan geliştirirlerdi. Ben, Gülüm'ü bu
odada tanıdım. Yıl 1961...
Milli bütünlüğümüze nifak sokulduğu
yıllardı. Sağ-sol kavgası kızışmıştı.
Siyasilerimiz bu cepheleşmenin rantını
topluyorlardı. 27 Mayıs öncesi ve sonrası
alevlenen sosyal ve siyasi yangın, gençleri
içine almıştı. Kızgın saç üstünde çıplak
ayakla yürüyen insan gibi düşünmeye vakit
bulamıyor, sağcılar solcularıkomünistlikle,
solcular da sağcılarıamerikan uşaklığıyla
suçluyorlardı. Her iki taraf da kavgayı"ülkeyi ve milleti korumak için" yaptığını
savunuyordu. Henüz silahlı çatışma
başlamamıştıama ortalık toz dumandı. Bu
ortamdan faydalanan 'yaban' rüzgarlar, yangına körükle gidiyordu.
Üniversite yangının tam göbeğindeydi. ilmi
sağduyu gitmiş, militarist bir isyan hırçınlığı
hükümrandı. Mitingler, gösteriler, polisle
çatışmalar üniversite bahçesine kadar
girmişti. Sol kesimin baskıs ı,
kendilerinden olmayanı üniversiteye
sokmayacak kadar taşkınlaşmıştı. Bu durum
karşısında öğrenimine devam etmek isteyen
bizler de karşıgüç olu şturma ihtiyacını
duyduk. Çeşitli olaylar ve bu uğurdaki
gayretler bizleri de bir araya getirdi ve
üniversitede söz sahibi olduk. İşte bu
çalışmalar sırasında site yurdunun 236 no'lu
odasında tanıdığım Cavit'le 45 yıllık
dostluğumuz başlamış oldu. Cavit son
derece aklıbaşında, yaşının çok üstünde
olgun bir gençti. Heyecanıyla değil, aklıyla
hareket ederdi. Zaman zaman hepimizi
çılgınlaştıran olaylar karşısında o; sükuneti,
itidali, serin kanlı olmayı, daha iyi
düşünmeyi önerirdi ve her defasında da o
haklıçıkardı. Tabir yerinde ise biz 'atıbinip
kılıç kuşanırken' o strateji önerirdi. Kavganın
değil, başarılıolmanın yollarınısöylerdi.
Beynimizde öfke ve gençlik çığlıkları tepinirken, Cavit 'Gülüm' diye söze başlar,
yüzündeki samimi ifade ve sözlerindeki
yumu şaklık ile bizi sakinleştirirdi. Sanki
ülkenin üzerindeki kara bulutlarısezmek,
onları zararsız hale getirmek, devlet
yetkililerinden önce Cavit'in göreviymişgibi
değerlendirmeler yapardı.O gün ve bu gün,
ülkemizin üzerinde dolaşan yaban hevesler karşısında Cavit gibi birleştirici, hassas düşünebilen insanlara çok ihtiyaç var.
Son görüşmemizde 45 yıllık dostlu ğumuzun verdiği güvenle, yine halimizi ahvalimizi konuştuk. 45 yıllık tecrübenin özetini çıkardık: "Yapay gündemler ülkenin çok önemli zamanını ve insan enerjisini ziyan etmiştir. Bir zamanlar sağcılık-solculuk, şimdilerde bölücülük, türban ve kimlik krizine kapılmış gidiyoruz; yeter artık! Bu ülkenin has evlatları neredesiniz? Gaziantep'ten, Çanakkale'den, Erzurum'dan, İzmir'den yurdun her köşesinden düşman kovalayan yiğit evlatları, yine bir gün silaha sarılmak mecburiyetinde kalmadan önce birbirleriyle konuşup anlaşmalı, doğru olan çareleri gündeme taşımalısınız. Üniversiteler, partiler, entelektüeller, aklı selim insanlarımız; ülkenin kaybedecek zamanı kalmamıştır! Irak'ta, Ortadoğu'da harp var, ateşin ne zaman nereye sıçrayacağı belli değildir. Bölücüler yeniden silaha sarıldılar. Sevr'i isteyenler ayaklanmışlardır. Tehlike çanları çalıyor. Bizi biz yapan Yunus Emre'nin değişlerini, Mevlana'nın namelerini; yabancı borazanların şamatası yüzünden duyamaz hale geldik. Bu durumu görmüyor musunuz, bu hoyrat sesleri duymuyor musunuz?..." Hemşehrilerimize, eşimize dostumuza,gücümüz yeterse devlet büyüklerine bunları söyleyecektik.
Son görüştüğümde Cavit benden daha heyecanlıydı, biraz hiddetli... O Hakk'a yürüdü... Fani dünyada O'nu kaybettik. Vasiyeti yerde kalmasın diye yazıyorum. Bunları doğru bulanlara duyurmak istedim.
Cavit, 17 Aralık Cumartesi günü Birlik Vakfı'nda eski bakanlardan M.T.T.B. eski genel başkanlarından merhum Tevfik Deri'nin anma toplantısını yaptık. M.T.T.B.'den yetişen arkadaşlarımız çoğunluktaydı. Ben de konuşmacıydım. Seni andık... Acı haberi ben vermek zorunda kaldım. Fatiha için açılan avuçlara gözyaşları döküldü... Fani dünyaya "Baba Cavit, Gülüm" gibi sevgi dolu adlar bırakıp gittin. Aynı günün gecesi Konya'da Şeb-i Aruz vardı; Mevlana'nın Hakk'a kavuştuğu 732. düğün gecesi... Yine aynı gün, çok sevdiğin Gaziantep'in koynunda senin Seb-i Aruz'un oldu.
Gülüm, Hz. Peygamberimiz gül'ü severdi. Sen de gül'sün, ne mutlu sana... Ruhun şad, mekanın cennet olsun... Biz senden razıyız, Allah'da senden razı olsun aziz kardeşim...
Dr. CAVİT AKARÇAY
1941 yılında Gaziantep'te doğdu. İlk ve orta tahsilini Gaziantep'te, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tamamladı. 1965-67 yılları arasında İ.Ü. Tıp Fakültesi Talebe Derneği Başkanlığı, 1973-75 yılları arasında Türkiye Asistanlar Birliği başkanlığı, 1969-71 yılları arasında yedeksubay olarak askerlik görevini yaptı.
1975-1979 yılları arasında Gaziantep SSK Hastanesi, 1981-1983 yılları arasında da Tekel'de Asabiye Mütehassısı olarak çalıştı.
Evli ve İpek-Meltem adlarında iki kız çocuğu babası. Memleketine ve hemşeri-lerine daha faydalı olmayı gaye edinerek 1983 yılında Anavatan Partisi'nden milletvekili adayı oldu.
"Kızları ve benim için Cavit çok naif ve eşi bulunmaz bir dost, arkadaş, eş ve babaydı. Mekanı cennet olsun..."Eşi
Tülin Akarçay
RASİM CİNİSLİ
M.T.T.B. Eski Genel Başkanı
Erzurum Eski Milletvekili
Şiir.. Şiir... Şiir... Şiir... |
GAZİANTEP'E ÖZLEM
Nereye gitsem yüreğimde hasretin Gözlerime işlenmiş sanki her semtin Kavaklık'ın, Karşıyaka'n, Düztepe'n, Ben gurbette, gönlü orda gezinen Nasıl kaldım bunca uzak ANTEP'im Senden başka hiçbir yeri sevmedim.
Gece baksam bir hilalsin görünen, Gündüz kalksam, bir güneşsin gezinen, Bir sevgisin ta içimde yer eden, Nasıl kaldım bunca uzak ANTEP'im Senden başka hiçbir yeri sevmedim.Mehmet Salih SARAÇLAR 'Sevgi Çığlıkları' adlı şiir kitabından
29 Mayıs 1 969. (soldan sağa) Şahin Ağar, Metin Hıdıroğlu (Edebiyat hocası), İsmet Erç, A. Celal Tokatlı, (oturanlar) H. Hüseyin Kara, M.Salim Erdem, Mehmet Salih Saraçlar, Mehmet Tekgül, Gülay Özsöyler.
|